Annem ALS hastalığına yakalanarak öldü. Ölene kadar, ya kendimizi kandırıyoruz ya da gerçekten öyle oldu, hastalığını bilmedi. Söyleyemedik. Başta panikle alınan bir karardı, sonrasındaysa bu hastalığı sözcüklere dökmenin ağırlığı söylememizi engelledi. Bir kas hastalığım var, dedi; iyileşeceğini umdu. Günden güne kötüye gidişini o da fazla dillendirmedi. Belki de karşılıklı oynadık; birbirimizi korumak adına. Acı sessizce, konuşmadan yaşanıyor en çok.
Annem hep olumlu, daima sabırlı, neredeyse hiç şikayet etmeyen bir insandı. Adını tam olarak bilmediği hastalığı da kabullendi. Dermansız dert olmasın, dediğinde gözlerinin içine bakıp a, tabi canım, seninki geçici dediğimde inandı. Ben hayatımda söylemediğim yalanları söyledim ona, ama kırılmasın, üzülmesin diye. Yine de son 10 ayında söylediğim yalanların ağırlığı hala içimde. Çaresizlik insanı türlü şekillere sokuyor ve bunu ayıp ya da yanlış görmek ne kadar anlamsız.
Annem giderken yüzlerce hayat dersi verdi bana, bileyerek ya da bilmeyerek.
24 Ağustos 2010 Salı
4 Ağustos 2010 Çarşamba
annem
Annem öleli 2 temmuz 2010'da bir yıl oldu. Bir yılda hayat onsuz da nasıl akıp gideceğini gösterdi bana. Annem hakkında her sey deyince hep Almodovar filmini hatırlardım, şimdi aklıma gelenler bambaşka. Anılar kayıplarla birlikte şekil değiştiriyor sanki. Denizin kokusu eskiden ilk gençlik yıllarımın anılarını taşırdı bana, Silivri'yi. Şimdi annemin yazlık elbiseleri geliyor gözümün önüne, çimlerim üzerindeki aralıklı taşlara basıp kendini dengelemeye çalışarak topuklu ayakkabılarla yürüyüşü...
Geçen zamanın yalnızca yaraları değil anıları da kapatabileceğini fark edince yazmam gerek dedim; kızım ve oğlum için, hatta belki de daha çok kendim için.
Annemi elbette çok özlüyorum.
Geçen zamanın yalnızca yaraları değil anıları da kapatabileceğini fark edince yazmam gerek dedim; kızım ve oğlum için, hatta belki de daha çok kendim için.
Annemi elbette çok özlüyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)